Hz İsa'nın arkadaşlarına ne ad verilir? 0 Yanıt; 2856 Gösterim; 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. busegül. Join Date: Mar 2008; Yer: Adana; "İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız." sözü kimindir? - Mynet Cevaplar Görüşleriniz başkaları için çok değerli "İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmadan, tasdik etmek ve inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur, Resulü tasdik etmiş olmaz veya Resulü ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Haticeden olma bir çocuğu değildir? (10 PUAN) a) Kasım b) Abdullah c) İbrahim d) Fatıma 5) Peygamberimizin eşi Hz. Hatice'den sonra evlendiği ve İbrahim adında bir çocuğu olduğu eşi hangisidir? (15 PUAN) a) Hz. Aişe b) Hz. Hafsa c) Hz. Sevde d) Hz. Mariye 6) Peygamberimiz nerede ve ne zaman vefat etmiştir? Ganimetkelimesi (çoğulu ganâim) sözlükte “bir şeyi zorluk çekmeden elde etmek” demektir.İslâm hukukunda, “müslümanların savaş yoluyla gayri müslimlerden ele geçirdikleri esirler ve her türlü mal” şeklinde tanımlanmakla birlikte ganimeti savaşta düşman askerlerinden elde edilen menkul mallara hasreden veya kısmen farklı şekilde tarif eden fakihler de vardır. sUKQWaE. Allah ve Resûlü’ne itaat ne demektir? Allah ve Resûlü’ne itaat ile ilgili hadisler nelerdir? Asr-ı Saadet’ten Allah ve Resûlü’nün emirlerine itaat ile ilgili en güzel mânevî seviyesi, Allâh ve Resûlü’nün emirlerine itaati nisbetindedir. Îmânın kemâlâtı da bu itaatteki titizlik, hassâsiyet, muhabbet ve aşk nisbetinde artar. Allâh ve Rasûlü’ne muhabbet ve itaatte mertebe kateden kimseler, iki cihanda da ilâhî lûtuflara mazhar olurlar. Âyet-i kerîmede buyrulur “Kim Allâh’a ve Resûl’üne itaat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine lûtuflarda bulunduğu peygamberler, sıddîklar, şehîdler ve sâlihlerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” en-Nisâ, 69 Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle haber vermiştir “Rabbiniz -azze ve celle- buyuruyor ki Eğer kullarım Bana îcâb ettiği şekilde itaat etseler, Ben onlara yağmuru dahî gece yağdırırım, gündüz de üzerlerine Güneş’i doğdururum. Onlara ayrıca gök gürleme sesini de duyurmam!»…” Ahmed, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657 Allâh’ın emirlerine itaati, muhabbet ve teslîmiyet ile îfâ ederek değişen şartlar karşısında rızâ hâlini muhâfaza edebilenlerin gönül âlemleri, hikmet, hayır ve feyz mecrâsı olur. Bunun zıddına, haramlardan ve şüpheli şeylerden korunmayan kalp ve bedenler ise, baştanbaşa bir şer barınağı ve ahlâksızlık yuvasına dönüşür. ALLAH VE RESÛLÜ’NE İTAAT HAKKINDA ÖRNEKLER Sahabenin Sadakat ve Teslimiyeti Bedir Gazvesi öncesinde Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbının fikrini öğrenmek istedi. O zaman Mikdâd bin Esved -radıyallâhu anh- ayağa kalkarak şu konuşmayı yaptı “–Yâ Resûlâllah! Ne ile emrolunduysan onu yap, biz Sen’inle beraberiz. Allâh’a yemin ederim ki, biz Sana İsrâîloğulları’nın Mûsâ Aleyhisselâm’a dediği gibi demeyiz. Onlar Mûsâ Aleyhisselâm’a “...Sen ve Rabbin gidin savaşın. Biz burada oturacağız.” el-Mâide, 24 demişlerdi. Sen’i hak peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki, şâyet Sen bizi Birkü’l-Gımâd’a[1] kadar yürütsen, Sen’inle birlikte olduktan sonra daha fazla güçlüğe bile katlanırız. Sen’in sağında, solunda, önünde ve ardında düşman ile sonuna kadar çarpışmaya her an hazırız!..”[2] Buhârî, Meğâzî 4, Tefsîr 5/4; Vâkıdî, I, 48 Hazret-i Mikdâd’ın ardından Sa’d bin Muâz -radıyallâhu anh- ayağa kalktı “–Ey Allâh’ın Resûlü! Bizler Sana inandık, Sen’i tasdîk ettik. Getirdiğin Kur’ân ve Sünnet’in hak olduğuna şehâdet ettik. Bu yolda her sözünü dinlemek ve itaat etmek üzere Sana kesin söz de verdik! Yâ Resûlâllah! Nasıl dilersen öyle yap! Sen’i hak peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki, Sen bize şu denizi gösterip içine dalsan, Sen’inle birlikte biz de dalarız, içimizden hiç kimse de geri kalmaz! Senin yarın bizi düşmanımızla karşı karşıya getirmenden de hoşnutsuzluk duymayız. Savaşta sabır ve sebat göstermek, düşmanla karşılaşınca da sadâkatten ayrılmamak, bizim şiârımızdır. Umulur ki Allâh, Sana bizden, gözünü aydın edecek şeyler gösterecektir! Haydi yâ Resûlâllah, yürüt bizi Allâh’ın bereketine doğru!” dedi. Bu sadâkat ve teslîmiyet dolu sözler üzerine Allah Resûlü’nün mübârek sîmâları tebessümle doldu, hayır duâ ederek şöyle buyurdu “–Öyleyse, haydi Allâh’ın bereketiyle yürüyünüz! Size müjdeler olsun ki, Allâh iki tâifeden gayr-i muayyen olan birini vaad etti.[3] Vallâhi ben, sanki Kureyşlilerin harp sahasında yıkılacakları yerleri şu anda görüyor gibiyim...” Müslim, Cihâd, 83; Vâkıdî, I, 48-49; İbn-i Hişâm, II, 253-254 Ashâb-ı kirâm bu sözleriyle, Allâh’a ve Resûlü’ne olan muhabbet ve itaatlerini ne güzel tescil etmişlerdir. Allah ve Resûlü’ne İtaatteki İhlas Enes -radıyallâhu anh-, ashâb-ı kirâmın Allâh ve Resûlü’nün emirlerine itaatteki ihlâs, samîmiyet, hassâsiyet ve sür’atlerini en güzel bir şekilde ortaya koyan şu hâdiseyi nakleder Ebû Talha’nın evinde insanlara sâkîlik yaptığım, yâni kadehlerini doldurduğum bir esnâda içki haram kılınmıştı. Allah Rasûlü bir münâdîye emretmiş, o da insanlara bu yasağı duyurmuştu. Biz evdeyken münâdînin sesini işittik. Ebû Talha “–Çık da bir bakıver, şu ses neyin nesidir?” dedi. Çıkıp baktım ve “–Bir münâdî Dikkat, dikkat; içki haram kılınmıştır!» diye nidâ ediyor.” dedim. Bana “–Öyleyse git ve bütün içkileri dök!” dedi. O andan itibâren Medîne sokaklarından içki aktı. Buhârî, Tefsîr, 5/11 Ashâb-ı kirâm, içkinin haram kılındığını duyar duymaz hiçbir mâzeret ileri sürmeden ve; “Elimdekileri bitireyim de ondan sonra bırakırım.” demek gibi bir oyalanmaya da girmeden derhâl emre itaat etmiş, o an içmekte olduğu kadehte kalan içkiye varıncaya kadar bütün içkileri derhal dökebilme dirâyetini göstermiştir. Allah ve Resûlü’ne Bağlılık Eslem Kabîlesi’nden bir delikanlı, Peygamber Efendimiz’e gelerek “–Ey Allâh’ın Resûlü! Ben gazveye katılmak istiyorum, fakat harp için gerekli olan hiçbir malzemem yok.” dedi. Peygamber Efendimiz “–Filân kişiye git; o harbe gitmek üzere hazırlanmıştı, fakat hastalandı.” buyurdu. Delikanlı o kimseye gitti ve “–Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sana selâm ediyor ve harp için hazırladığın malzemeleri bana vermeni söylüyor.” dedi. Bunun üzerine adam hanımına “–Hanım! Hazırladığım harp malzemelerinin hepsini bu delikanlıya ver, onlardan hiçbir şey geriye bırakma. Allâh hakkı için, onlardan hiçbir şey bırakma ki, berekete nâil olalım.” dedi. Müslim, İmâre, 134 Bu sâhâbî, Resûlullâh’ın emrine büyük bir aşk ve vecdle icâbet etmiş, hazırladığı hiçbir malzemeyi bırakmadan vermesi için hanımına ısrarla tembihte bulunmuştur. Böylece hem Allah Resûlü’ne muhabbet, bağlılık ve itaatini hem de hayırlı amellere duyduğu büyük arzu ve iştiyâkını ortaya koymuştur. Fetih Günü İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- anlatıyor “Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Fetih günü, Mescid-i Harâm’a geldiklerinde Kâbe’nin hâciblerinden[4] olan Osman bin Talha’ya Kâbe’nin anahtarını getirmesini emretti. Osman -radıyallâhu anh-, anahtarları muhâfaza eden annesine gitti. Ancak müşrik kadın, anahtarı vermekten imtinâ etti. Osman -radıyallâhu anh- “–Vallâhi, ya anahtarı verirsin, ya da şu kılıç kınından çıkacaktır!” dedi. Kadın anahtarı verdi. Osman -radıyallâhu anh-, onu Resûlullâh’a getirdi. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- kapıyı açıp Beytullâh’a girdi. Onunla birlikte Hazret-i Üsâme, Bilâl ve Osman -radıyallâhu anhüm- de girdiler. Efendimiz, gündüz vakti Kâbe’nin içinde uzun müddet kaldı, sonra çıktı. Ardından insanlar içeri girmede yarış ettiler. Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anh-, ilk giren kimseydi. İçeri girer girmez Bilâl -radıyallâhu anh-’ı kapının arkasında ayakta duruyor buldu. “–Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nerede namaz kıldı?” diye sordu. Hazret-i Bilâl, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın namaz kıldığı yeri işâret ederek gösterdi. Abdullâh -radıyallâhu anh- der ki “–Kaç rekât kıldığını sormayı unuttum.” Buhârî, Cihâd 127, Salât 30, 81, 96, Teheccüd 25, Hacc 51, 52, Megâzî 77, 48; Müslim, Hacc 389 Bu misalde Osman -radıyallâhu anh-’ın, Allah Resûlü’nün emrini yerine getirmedeki yüksek azmi ve Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anhümâ-’nın Efendimiz’e ittibâdaki takdîre şâyan titizliği müşâhede edilmektedir. Bir Başkasının Yerine Oturmayın Peygamber Efendimiz “Hiç kimse, bir başkasını yerinden kaldırıp sonra da oraya kendisi oturmasın. Ancak halkayı genişletin, yer açın, Allâh da size genişlik versin.” buyurmuşlardı. Allah Resûlü’nün bu emrini öğrenen Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anhümâ-, hayâtı boyunca bunu tatbîk etmiş, birisi kendisi için kalkıp yer verecek olsa, aslâ oraya oturmamıştır. Buhârî, İsti’zân, 32; Müslim, Selâm, 29 Davete İcabet Edin Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- “Dâvet edildiğiniz zaman icâbet edin!” buyurmuşlardı. Bunu duyan İbn-i Ömer Hazretleri, oruçlu bile olsa, düğün ve diğer dâvetlere mutlakâ icâbet ederdi. Buhârî, Nikâh, 71, 74; Müslim, Nikâh, 103 Yâni nâfile oruç tutuyor ise dâvete gittiğinde orucunu bozar, daha sonra kazâ ederdi. Şâyet farz veyâ vâcib oruç tutuyor ise, Allah Rasûlü’nün bu emrine itaat edebilmek için, orucunu bozmadan da olsa dâvete icâbet ederdi. Camide Kadınlara Ayrılan Kapı Fahr-i Kâinât Efendimiz, Mescid’in bir kapısı hakkında “Bu kapıyı kadınlara ayırsak!” buyurmuştu. Bunun üzerine İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ-, ölünceye kadar o kapıdan bir daha hiç girmedi. Ebû Dâvûd, Salât, 53/571 Çarşıya Selam Vermek İçin Gidilir Mi? Übey bin Kâ’b’ın tâbiînden sayılan oğlu Tufeyl, sahâbîlerle görüşür, onların bilgilerinden istifâde ederdi. Zaman zaman da Abdullâh bin Ömer’i ziyâret eder ve onunla birlikte çarşıya çıkarlardı. Tufeyl, Hazret-i Abdullâh’ın, Peygamber Efendimiz’in emirlerine itaatteki gayretini şöyle anlatır “Çarşıya çıktığımızda, Abdullâh bin Ömer kime rastlasa selâm verirdi. Karşılaştığı şahıs ister eski eşya satan, ister değerli mal satan, ister yoksul veya tanınmayan biri olsun, mutlakâ ona selâm verirdi. Bir gün yine onun yanına gitmiştim. Yine birlikte çarşıya çıkmayı teklif etti. Ona “–Çarşıda ne yapacaksın! Alışverişten anlamazsın. Satılan malların fiyatlarını sormazsın. Bir şey satın almazsın. Herkesin oturup sohbet ettiği yerlerde oturmazsın. Çarşıya çıkacağımıza şurada otur da, birlikte sohbet edelim.” dedim. Bunun üzerine Abdullâh -radıyallâhu anh- bana şunları söyledi “–Kardeşim! Biz, karşılaştığımız kimselere Allâh’ın selâmını vermek için çarşıya çıkıyoruz. Başka bir maksadımız yok.” Muvatta, Selâm, 6; Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, s. 348 Bütün sahâbe-i kirâm, Allâh ve Rasûlü’nün emirlerine itaat husûsunda son derece hassas davranırlardı. Selâmı yaygınlaştırıp muhabbeti ziyâdeleştirerek mü’min gönüllerde îman kardeşliğinin yaşanacağı müstesnâ bir zemîn hâsıl ederlerdi. Lâkin Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anhümâ-’nın bu husustaki şevk ve heyecânı, dikkatleri celbedecek kadar yüksek derecedeydi. Nitekim yukarıdaki misaller bunu en bâriz bir şekilde göstermektedir. Gür Sesli Sahabinin Sevinci Kur’ân-ı Kerîm’den; “Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinden fazla yükseltmeyin!..” el-Hucurât, 2 âyeti nâzil olduğunda Sâbit bin Kays -radıyallâhu anh- evinde oturup ağlamaya başladı. Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Sâbit’i bir müddet göremeyince nerede olduğunu sordu. Orada bulunanlardan biri “–Ey Allâh’ın Resûlü! Ben onun yerini biliyorum!” dedi ve hemen gidip onu evinde oturmuş, başı önünde ağlıyor vaziyette buldu. “–Neyin var, niye ağlıyorsun?” diye sordu. O da “–Sorma, şer var! Sesim, Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sesinin üstüne çıkıyordu, bütün amellerim boşa gitti, Cehennemlik oldum.” cevâbını verdi. Sahâbî, Sâbit’in bu sözlerini Resûl-i Ekrem Efendimiz’e haber verdi. Efendimiz “–Ona git ve söyle, sen Cehennemlik değil, bilâkis Cennetliksin!” buyurdu. Buhârî, Menâkıb 25, Tefsîr 49/1; Müslim, Îmân 187 Gür sesli bir sahâbî olan Sâbit -radıyallâhu anh-, Allâh’ın emrine itaatsizlik ettiği düşüncesine kapılarak derin bir üzüntüye gark olmuş, âdeta hayâtı kararmıştı. Ancak, gür seslilik onun tabiî hâli olduğundan ve samîmî bir kalbe sâhip bulunduğundan onun durumu istisnâ teşkil etmiş ve haberi getiren sahâbî, büyük bir sevinç içinde dönerek onu Cennetle müjdelemiştir. Sâbit -radıyallâhu anh-’ın durumunu öğrenmek için koşan sahâbî de, ashâb-ı kirâmın, Peygamber Efendimiz’in bir işâretini dahî emir telâkkî ederek her şeylerini O’na fedâya hazır olduklarını gösteren güzel bir numûnedir. Sahabinin İtaat İştiyakı Abdullâh bin Revâha’nın hanımı şöyle anlatır “Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hutbeye çıkmıştı. Bu esnâda Mescid’e doğru gelmekte olan Abdullâh -radıyallâhu anh-, Allah Resûlü’nün; “Oturun!” buyurduğunu uzaktan işitti. Daha mescide varmamış olmasına rağmen, hemen olduğu yere oturuverdi. Bu durum daha sonra Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bildirildiğinde, Hazret-i Abdullâh’a “–Allah Teâlâ senin, Allâh’a ve Resûlü’ne itaat iştiyâkını artırsın.” buyurdu.[5] Sen Af Yolunu Tut, İyiliği Emret, Cahillerden Yüz Çevir Abdullâh bin Abbâs -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatır Uyeyne bin Hısn, Medîne’ye geldi ve yeğeni Hur bin Kays’a misâfir oldu. Hur bin Kays, Hazret-i Ömer’in istişâre heyetinden idi. Zâten genç olsun yaşlı olsun bütün âlimler Kurrâ Hazret-i Ömer’in danışma meclisinde bulunurlardı. Bu sebeple Uyeyne, yeğeni Hur bin Kays’a “–Yeğenim, senin devlet başkanı yanında îtibârın yüksektir. Beni kendisiyle görüştür.” dedi. Hur, Ömer -radıyallâhu anh-’tan izin aldı. Uyeyne, Hazret-i Ömer’in yanına girince “–Ey Hattâb oğlu! Allâh’a yemin ederim ki, bize fazla bir şey vermiyorsun. Aramızda adâletle de hükmetmiyorsun.” dedi. Hazret-i Ömer hiddetlendi. Uyeyne’ye cezâ vermek istedi. Bunu sezen Hur “–Ey mü’minlerin emîri! Allâh, peygamberine, “Af yolunu tut, iyiliği emret, câhillerden yüz çevir!” el-A’râf, 199 buyurdu. Benim amcam da câhillerdendir.” dedi. Allâh’a yemin ederim ki, Hur bu âyeti okuyunca Ömer -radıyallâhu anh-, Uyeyne’yi cezâlandırmaktan derhâl vazgeçti. Zâten Hazret-i Ömer, Allâh’ın kitâbına son derece bağlı idi. Buhârî, Tefsîr 7/5, İ’tisam 2 Kendisine Allâh’ın bir emri hatırlatıldığında Hazret-i Ömer, hemen öfkesine hâkim olmuş ve emr-i ilâhîye itaat ederek, kendi yapmak istediği şeyden derhâl vazgeçmiştir. Böylece kâmil bir mü’minin, Allâh’ın emirlerine itaattaki hassâsiyetini sergilemiştir. İnsanlara Haksız Yere Eziyet Edenlerin Cezası Sahâbeden Hişâm bin Hakîm, Filistin’de bulunuyordu. Vergilerini ödemedikleri için başlarına zeytinyağı dökülerek Güneş altında beklemeye mahkûm edilen bir grup gayr-i müslim çiftçi gördü. Doğruca vâlinin makâmına giderek bunun çok yanlış bir davranış olduğunu söyledi. Sonra da bizzat Resûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den işittiği “İnsanlara haksız yere dünyâda azâb edenlere, Allâh mutlakâ azâb eder!” hadîs-i şerîfini nakletti. Bunun üzerine vâli çiftçileri derhâl serbest bıraktı. Müslim, Birr, 117-119; Ebû Dâvûd, İmâre, 32; Ahmed, III, 403, 404, 468 Zîrâ onlar, nebevî beyanlar karşısında bir an bile tereddüd etmez, derhâl itaat ederlerdi. Cenaze Namazında Kaç Kere Tekbir Alınır? Abdullâh bin Ebî Evfâ -radıyallâhu anhümâ-, kızının cenâze namazında dört defa tekbir almıştı. Dördüncü tekbirden sonra, iki tekbir arasında durduğu kadar durup kızının bağışlanmasını diledi ve ona duâ etti. Cemaattekiler onun beşinci defa tekbir alacağını zannetmişlerdi. Sonra sağına ve soluna selâm verdi. Namazdan sonra “–Bu yaptığın nedir?” diye sordular. O da “–Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- böyle yapardı.” diye cevap verdi. Hâkim, I, 360; İbn-i Mâce, Cenâiz, 24 Abdullâh bin Ebî Evfâ’nın cevâbı, ashâb-ı kirâmın, her hususta Allah Resûlü’nü örnek alabilme titizliğini göstermesi bakımından çok mühimdir. Onların hayat ölçüleri, Hazret-i Peygamber’in Sünnet’iydi. Bu yüzden savunmaları ve îzahları hep Kur’ân ve Sünnet’ten delil göstermek şeklindeydi. Hayatlarını Kur’ân ve Sünnet’e göre ayarlamışlardı. Günümüzde de bilhassa Sünnet’in her işimizde ölçü alınmasına, delillerin ve tartışmaların Kur’ân ve Sünnet’in feyzinden istifâde ederek ilâhî istikâmette buluşmasına ne kadar çok ihtiyâcımız var! Zîrâ karakter ve şahsiyetimizdeki yücelik ile Müslümanlıktaki kemâlimiz, Kur’ân ve Sünnet’e bağlılığımız nisbetindedir. Sahabenin Vaaz Taksimi Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir yatsı vakti ashâbına “–Yarın namaz için toplanın, size bildirmek istediğim hususlar var.” buyurdu. Ashâbdan biri, arkadaşlarına şöyle dedi “–Ey falan, sen Rasûlullâh’ın söyleyeceği ilk sözü, sen ondan sonrakini, sen de ondan sonrakini iyice belle ki, Allah Resûlü’nün konuştuklarından hiçbir şey kaçırmayalım.” Heysemî, I, 46 Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in emirlerini öğrenme ve tatbîk etme husûsunda ashâbın gösterdiği bu titizlik de takdîre şâyandır. Zîrâ o mübârek neslin bu titiz gayretleri sâyesinde bugün Peygamber Efendimiz’in her hâl ve hareketini daha yakından tanıma imkânına sâhibiz. Allâh onlardan râzı olsun… Peygamberimizin Uzak Durduğu Kadın Ebû Bürde şöyle anlatır Ebû Mûsâ el-Eş’arî hastalandı ve başı hanımının kucağında iken bayıldı. Bunun üzerine hanımı, bir çığlık atıp yüksek sesle ağlamaya başladı. Fakat Ebû Mûsâ, hanımını bu davranıştan men edecek durumda değildi. Ayılınca “–Resûlullâh’ın hoşlanmayıp uzak kaldığı şeyden ben de hoşlanmam ve uzak olurum. Peygamber Efendimiz, vâveylâcı, saçını yolan, üstünü başını yırtan kadınlardan uzaktı.” diye hanımını îkâz etti. Buhârî, Cenâiz, 37, 38; Müslim, Îmân ,167; Nesâî, Cenâiz, 17 Ölümle pençeleşirken dahî Allah Rasûlü’nün emirlerine titizlikle itaat gayreti içinde bulunmak, ne muazzam bir îman hassâsiyetidir. Peygamberimizin Sünnetinden Yüz Çevirenler Dıhye bin Halîfe -radıyallâhu anh-, bir gün bâzı kimselerin Sünnet’e muhâlif davrandıklarını gördüğünde şöyle dedi “Vallâhi bugün, vukûa geleceği hiç aklımdan geçmeyen bir hâdise ile karşılaştım Bir kısım insanlar Resûlullâh’ın ve ashâbının Sünnet’inden yüz çevirdiler. Allâh’ım! Artık beni yanına al, rûhumu kabzet!” Ebû Dâvûd, Savm, 47/2413 Salihlerin Makamına Yüksel Ameller Bişr-i Hafî -rahmetullâhi aleyh- der ki “Bir gece rüyamda Fahr-i Âlem Efendimiz’i gördüm. Bana dedi ki –Ey Bişr! Allâh senin kadrini niçin yüceltti, bilir misin?» –Hayır yâ Resûlâllah!» dedim. Buyurdular ki –Benim Sünnet’ime ittibâ etmen, sâlih kimselerin hizmetinde bulunman, din kardeşlerine va’z u nasîhat etmen, ashâbımı ve Ehl-i Beyt’imi sevmen, seni sâlihlerin makâmına yükseltti.»[6] Hakiki Kulluk Abdülhâlık Gücdüvânî Hazretleri, hakîkî kulluğu ne güzel açıklar Bir gün kendisine sordular “–Nefsin istediklerini mi yapalım, istemediklerini mi?” Hazret-i Pîr şöyle cevap verdi “–Bu ikisinin farkını tespit edebilmek oldukça zordur. Nefs, bu isteklerin Rahmânî mi yoksa şeytânî mi olduğunu bilme husûsunda insanları ekseriyâ yanıltır. Bunun içindir ki, yalnızca Allâh’ın emrettiği yapılır, nehyettiği yapılmaz. Hakîkî kulluk budur.” Allah’ın Rızasına Yaklaştıran Amel Hak yolunun sâlikleri, Allâh’ın emirlerine itaati ve din kardeşlerine hizmet ve nasîhati kendilerine vazgeçilmez bir düstûr edinmeli ve bu ebedî saâdet vâsıtalarıyla Hakk’ın rızâsını tahsîle gayret göstermelidirler. Bir gün, Dâvûd-i Tâî Hazretleri’nin sohbetine devâm eden sâlih bir zât Mâruf-i Kerhî’ye “–Sakın amel işlemeyi terk etme! Zîrâ amel, seni Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına yaklaştırır.” dedi. Mâruf sordu “–Amel ile neyi kastediyorsun?” O zât buyurdu ki “–Her hâlükârda Rabbine itaat hâlinde olmayı; Müslümanlara hizmet ve nasihatte bulunmayı...” ALLAH’A MUHABBETİN EN BÜYÜK ALAMETİ Velhâsıl, Allâh’a muhabbetin en büyük alâmeti O’na itaattir. “Seven, sevdiğine itaat eder.” düstûrunca, Rabbini seven bir mü’min, dâimâ O’na itaat hâlinde olur. İtaat ve teslîmiyet ile yapılan az bir ibâdet, itaatsiz ve teslîmiyetsiz yapılan dağlar kadar ibâdetten Hak katında daha makbûldür. Zîrâ kulluk, itaat ve teslîmiyetle başlar. Nitekim şeytan, yüce dergâhtan ibâdet eksikliği sebebiyle değil, itaat ve teslîmiyet noksanlığından dolayı kovulmuştu. Ashâb-ı kirâm hazarâtı, Allâh’a ve Rasûlü’ne olan sevgi, bağlılık ve itaatleri nisbetinde tekâmül ettiler. İlâhî emirlere, sevgi ve teslîmiyet ile îtirazsız boyun eğmeleri sâyesinde, bütün ümmete numûne olan yıldız şahsiyetler hâline geldiler. Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî’sinde cemâdâtın dahî ilâhî emirlere itaat hâlinde olduklarını ne güzel ifâde eder “Görmez misin? Bulutlar, Güneş, Ay ve yıldızların hepsi de bir nizam üzere hareket ederler. Bu sayısız yıldızların her biri, vaktinde doğar, doğuş zamanları ne gecikir, ne de önce olur. Bu hârikaları nasıl oldu da, peygamberlerin mûcizelerinden bilmedik, anlayamadık? Onlar taşı ve asâyı akıllı hâle getirdiler. Bunları gör de öbür cansızları asâ ile, taş parçası ile kıyâs et. Taş parçalarının azîz Peygamber Efendimiz’e ve asânın da Hazret-i Mûsâ’ya itaat etmeleri, diğer cansız sandığımız bütün varlıkların Hakk’ın emrine nasıl boyun eğdiklerini haber verir. Onlar lisân-ı hâl ile derler ki Biz Allâh’ı biliyoruz ve O’na itaat ediyoruz. Biz rastgele yaratılmış boş şeyler değiliz. Biz hepimiz Kızıldeniz’e benzeriz. O, deniz olduğu hâlde batırıp boğacağı Firavun ile İsrâîloğulları’nı tanıyıp ayırt etti.» Nerede bir ağaç ve taş varsa, Hazret-i Mustafâ’yı görünce O’na açıkça selâm vermişti ya; işte cansız bildiğin her şeyin de canlı olduklarını böylece bil!..” Yâni sâdece insanlar ve cinler değil, hayvânât ve hattâ cemâdât dahî, Allâh ve Rasûlü’ne itaat hâlindedir. Bütün varlıklar itaate koşarken, insanın isyan bataklıklarında boğulması ne kadar hazindir. O hâlde, Allâh’ın yarattığı mahlûkâtın itaatlerinden ibret alarak, huzûr-i ilâhîde kemâl-i edeple eğilmemiz îcâb eder. Dipnotlar [1] Birkü’l-Gımâd Mekke-i Mükerreme’ye beş günlük mesâfede, Kızıldeniz yakınlarında bir yerin ismi. Yemen’de bir şehrin ismi olduğu da rivâyet edilir. [2] İbn-i Mes’ûd -radıyallâhu anh- şöyle der “Mikdâd bin Esved’in öyle kat’î bir söz söylediğine şâhid oldum ki, o sözün sâhibi olmak bana, ona denk olabilecek bütün kıymetli sözlerden daha sevimlidir…” Buhârî, Meğâzî 4, Tefsîr 5/4 [3] Enfâl Sûresi’nin 7. âyetinde vaad edilen iki tâifeden biri Kureyş’in bizzat kendisi, yâni onların mağlûb edilip esir alınması, diğeri de Kureyş’in Şam’dan gelen büyük kervanıdır. [4] Hâcib, Kâbe ile ilgili “hicâbe” vazîfesini üstlenen kimse demektir. Hicâbe ise Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhâfazası, kapısının belli zamanlarda ziyâretçilere açılması, Makâm-ı İbrâhim’in, hediye edilen kıymetli eşyaların, iç ve dış örtülerin korunması ve bakımı gibi mühim hizmetleri ifâde eder. [5] Ali el-Müttakî el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, Beyrut 1985, XIII, 450/37171; Heysemî, IX, 316. [6] Mâhir İz, Tasavvuf, İstanbul 1969, s. 184. Kaynak Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları İslam ve İhsan Kısa kısa dini bilgiler2 Hz. Yusuf kaç sene zindanda kaldı 7 yıl Hz yusuf’un babası kimdir Yakub Hz Şit'e gelen sahife sayısı 50 Hz, Pegamber efendimizin süt annesi Halime hatun Hz. Adem oğlu ve ikinci peygamber kimdir Hz. Aişe hangi şehirde gömülüdür Medine Hz. Aişe'nin gömülü olduğu kabristanın ismi nedir Cennetül baki Hz. Aişe'ye Peygamber efendimizin verdiği lakab Humeyra Hz. Ali Kendisini azad ettigi halde, Şehadetine kadar o’ nun hizmetinde bulunmuş kölesi Kanber Hz. Ali ile Hz. Aişe taraftarları arasında gerçekleşen çatışma Cemel vakası Hz. Ali'nin lakabı Murteza Hz. Dâvud Zamanında yaşamış, "amâlika" kralının adı calut Hz. Ebubekir Ömer ve hz. Ali tamamını zikretmek için kullanılan bir tabir Hulefa-i raşidin Hz. Hacer validemiz Mekke topraklarnda oğlu İsmail’e su aramak için Safa ve Merve tepelerinde koşup dururken, bıraktığı yerde kendi kendine ayaklarını yere vurarak eşinen hz. İsmail’in ayakları altından Allah izni ile çıkan ve bugün dahi müslümanların faydalanıp içtiği, tüm hacıları doyuran, şifalı, bereketli, bu gün yer itibarıyle Kabe’nin altından çıkan suyun adı nedir Zemzem Hz. Hamza ın şehidlerin efendisi » manasında bir unvanı Seyyidus Şuheda Hz. Hamza yı şehid etti, Mekke’ nin fethinde ise müslüman olmakla şereflendi. Kimdi bu sahabe Vahşi Hz. Hasan “güzide ve seçkin” manasına gelen lakabı Mucteba Hz. Hatice hangi şehirde gömülüdür Mekke Hz. Hüseyinin şehid edildiği yer Kerbela Hz. Hûd döneminde âd kavminin lideri kimdi Şeddad Hz. İbrahim babası Azer Hz. Ibrahim kaç yaşında vefat etti 175 Hz. Ibrahim'in lakabı Halilullah Hz. İlyas devamlı yanında olmuş ve ondan sonra yerine israil oğullarına peygamber olmuş olan peygamber kimdir İsa getirdiği dine inanan kimse, hıristiyan, nasrani iseviHz. İsa Kur'an'daki adı nedir MesihHz. Isa kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik verilmiştir. 30Hz. İsa'nin 12 havarisinin öncüsü petrusHz. İsa’ ya verilen kitap incilHz. Lut gönderildiği şehir hangisidir SemudHz. Meryem'in babasından ve onun mensup oldugu aileden söz eden sûre Al-i imranHz. Meryem’in bakımını üstlenen peygamber kimdir Zekeriyya Muhammed vefat yaşı. 63Hz. Muhammed diğer adı. Bu isim incil'de zikredilmiştir Ahmed Hz. Muhammed ailesine ne ad verilir Ehlibeyt Hz. Muhammed Hz. Nuh hz. Ibrahim hz. Musa Ve hz. Isa beraberce verilen bir unvan Ulul azm peygamberler Hz. Muhammed kaç yaşında evlendi 25 Hz. Muhammed'e gelen ilk emir türkçesi oku Hz. Muhammed'in ilk çocuğunun ismi nedir Kasım Hz. Muhammed'in ölümünden sonra onun yerine geçen devlet başkanları ve dini liderlere ne denir. Halife Hz. Muhammedin Mekke'den Medine'ye göç etmesi Hicret Hz. Muhammedin veda haccı ve hutbesini yaptığı tarih 632 Hz. Muhammed’in miladî 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç etmesi olayıdır Hicret Hz. Musa Mısırdan nereye gitti Medyen Hz. Musa abisi ve en büyük yardımcısı olan peygamber kimdir Harun Hz. Musa kayınpederi kimdir Şuayb Hz. Musa Zamanında yaşamış ve sonradan irtidat etmiş olan ilim adamı Belam ibni baura Hz. Musa kayınpederi kimdir hz. Şuayb Hz. Musa as ın kardeşinin ismi harun Hz. Musa yı büyüten kadın Asiye Hz. Musa'nın Allah-u teala ile görüştüğü dağın adı Tur-u sina Hz. Musanın Kuran'daki lakabı Kelimullah Hz. Nuh Döneminde şimdiki Musul Şehrinin bulundugu yerlerde kurulu olan Babil ülkesinin hükümdarlarına verilen ad Nemrut Hz. Osman hangi özelliğiyle meşhurdur Tilavet- Haya Hz. Osmanın lakabı zinnureyn iki nur sahibi Hz. Peygamber Efendimiz hz. Hatice'nin vefatından sonra kiminle evlenmiştir hz Sevde Hz. Peygamber Veda haccını hicretin kaçıncı yılında yaptı 10 Hz. Peygamber efendimiz “eğer zeyd bin harise şehit olursa yerine Cafer bin ebu talip, o da şehit olursa komutanlığa abdullah bin revaha geçsin, şayet oda şehit olursa müslümanlar içlerinden birini seçsin” diyerek orduyu gönderdiği ve bu tüm söyledikleri şeylerin gerçekleştiği savaş hangisidir mute savaşı Hz. Peygamberimize ilk iman eden çocuk kimdir hz Ali Hz. Salih Hangi kavme peygamber olarak gönderildi Semut Hz. Yakubun babasının ismi İshak Hz. Yakup lakabı nedir israil Hz. Zekeriyya oğlu olup hz. İsa önce gelen ve onunla aynı zamanda yaşayıp onun varlığını ben-i israil’e bildirmiş, o da babası gibi kendi halkı tarafından şehit edilmiş olan peygamber kimdir Yahya Hz. Ömer müslüman olması kız kardeşi ve eniştesinin müslüman olduklarını öğrenip onları ve Rasulüllah öldürmek niyetiyle gelirken eniştesinin evinin yakınında duyduğu Kur’an’dan etkilenmesi sonucunda olmuştur. Hatta onları dövmesine rağmen yine de tekrar dinlediği eniştesinin okudugu surenin ismini söyleyiniz taha>taha suresi Hz. Ömer Sad bin ebi Vakkas komutasında 8000 müslümanı 60000 kafire karşı gönderdiği ve İran ordusu komutanı calinus’la, rüstem’i öldürerek kazanılan savaş hangisidir .kadisiye savasi>kadisiye Hz. Ömer'in lakabı Faruk Hz. İbrahim sünneti nedir sünnet Hz. İsa Kur’an’daki adı nedir Mesih ile nın cennetten çıkarıldıktan sonra buluştukları yer Arafat hanımı ve annesi Hacer as'in ateşe atarak yok etmek isteyen hükümdarın adı nedir Nemrud 'nın doğumu hangi takvimin başlangıcı sayılır?Miladi kalleşlik eden havari? Yahuda miladi takvime göre kaç yılında dogmuştur 571 mensub oldugu kabile Kureyş kavminden olan ve Kuran-ı Kerim’in 3 ayetinde adı geçen zenginlik ve zenginlige dayalı büyüklenmenin simgesi olan kişi Karun ın türbesi nerdedir? Şırnak annesinin ismi Amine binti vehb salatu selam getirerek yapılan dua Salvele arkadaşlarına ne ad verilir Ashab sözleri veya o’nun fiil ve onaylarının sözle ifadesine ne denir Hadis gören ve onunla sohbet eden müslümanlardır Ashab vefatından sonra, herhangi bir asırda, bütün İslam müçtehitlerinin, dînî bir konuda ortak hüküm vermeleridir İcma Allah’tan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerin doğruluğunu kabul ve tasdik etmektir İman memleketi Kenan atarak yok etmek isteyen hükümdarın adı nedir Nemrud Bu yazıya oy vermek ister misiniz?Loading... Anasayfa > Genel > Peygamberimize iman etmiş arkadaşlarına ne ad verilir? 01 Mayıs 2022 79 okunma Okuma süresi < 1 dakikaPeygamberimize iman etmiş arkadaşlarına ne ad verilir? Cevap; Sahabe Peygamber nedir, ne anlama gelir? Peygamberlere iman ile ilgili ayetler nelerdir? Peygamberlere iman Farsça'da “haber taşıyan ve elçi” anlamlarına gelir. Dinî terim olarak, “Allah'ın kulları arasından seçtiği ve vahiyle şereflendirerek emir ve yasaklarını insanlara ulaştırmak üzere görevlendirdiği elçi”ye Peygamber denir. Arapça'da, Peygamber kelimesinin karşılığı olarak, gönderilmiş ve elçi demek olan resul ve mürsel kelimesi kullanılır. Terim olarak resul ve mürsel, yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla insanlara gönderilen Peygambere denilir. Çoğulları "rüsul" ve "mürselûn"dür. Nebî de Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara haber veren, fakat yeni bir kitap ve yeni bir şeriatla gönderilmeyip, önceki bir Peygamberin kitap ve şeriatını ümmetine bildirmeye görevli olan peygamberdir. Çoğulu "enbiyâ"dır. Risâlet ve nübüvvet kelimeleri masdar olup, Peygamberlik anlamına gelmektedir. PEYGAMBERLERE İMAN NE DEMEK? Peygamberlere iman, imanın altı esasından biridir. Peygamberlere iman demek, insanlara doğru yolu göstermek için, Allah tarafından seçkin kimselerin gönderildiğine, bu kimselerin Allah'tan getirdiği bütün bilgilerin gerçek ve doğru olduğuna inanmak demektir. Yüce Allah her Müslümana, aralarında herhangi bir ayırım yapmadan bütün Peygamberlere inanmayı farz kılmıştır "Peygamber de kendisine Rabbi tarafından indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın Peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız..." el-Bakara 2/285. Bu sebeple Peygamberlerin bir kısmına inanıp, diğerlerini tasdik etmemek küfür sayılmıştır "Allah'ı ve Peygamberlerini inkâr edenler ve Allah ile Peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip bir kısmına iman ederiz, ama bir kısmına inanmayız diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu? İşte gerçekten kâfirler bunlardır..." en-Nisâ 4/150-151. Kur'an'da da belirtildiği gibi yüce Allah, asırlar boyunca peygamberler göndermiş, insanları onlar aracılığıyla gerçeği benimseyip yaşamaya çağırmıştır. Kendilerine Peygamber gelmemiş hiçbir topluluk ve ümmet bulunmadığı Kur'an'da şöyle dile getirilmektedir "Geçmiş her ümmet içinde mutlaka bir uyarıcı Peygamber bulunagelmiştir" el-Fâtır 35/24, "Allah'a andolsun ki biz senden önceki ümmetlere de Peygamberler göndermişizdir..." en- Nahl 16/63; ayrıca bk. Yûnus 10/47. Peygamberlik, Allah vergisidir. Çalışma, ibadet ve taatla elde edilemez. Allah, Peygamberlik yükünü taşıyabilecekleri ve lâyık olanları bilir ve dilediğini Peygamber olarak seçer "Bu, Allah'ın lutfudur. Onu dilediğine verir..." el-Cuma 62/4. Bu seçimde mal, mülk, şan, şöhret ve makam etkili değildir. ALLAH'IN ELÇİSİ Her konuda olduğu gibi Peygamberlik konusunda da orta yolu gözeten İslâm, onları ilâh mertebesine çıkartmamış, Allah'ın elçisi ve kulu saymıştır. Biz Peygamberlerin vahiyle şereflendirilmiş ve diğer insanlarda bulunmayan niteliklere sahip, seçkin kişiler olduklarını kabul ederiz. Fakat onların hiçbirisinde Tanrılık özelliği olmadığına, Allah'ın müsaadesi dışında fayda sağlama ve zararı giderme güçlerinin bulunmadığına, Allah'ın bildirdikleri dışında gaybı bilmediklerine inanırız bk. el-Mâide 5/72-73, 75; el-Arâf 7/188; et- Tevbe 9/30. Peygamberler sadece dini tebliğle yetinmemişler, dinî esasları açıklamışlar, sonra ümmetlerine öğretmişler, onları eğitip kötülüklerden arındırmışlardır. Bu işleri yaparken davalarından tâviz vermemişler, bu uğurda pek çok eza ve sıkıntıya göğüs germişlerdir. KIYAMETE KADAR SÜRECEK MESAJ Kur'ân-ı Kerîm'de de bildirildiği gibi, Peygamberlik Hz. Muhammed ile son bulmuştur "Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur..." el-Ahzâb 33/40. Artık ondan sonra Peygamber gelmeyecektir. Onun getirdiği mesaj da kıyamete kadar sürecektir. Hz. Muhammed'den sonra yeni bir Peygamber geleceği, onun da yeni bir kitap getireceği konusunda ortaya atılan iddialar, Kur'an'ın bu apaçık hükmünü, Hz. Muhammed'in “hâtemü'n nebiyyîn” Peygamberlerin sonuncusu olduğu inancını inkârdan başka bir şey değildir. Kaynak İslam İlmihali 1, TDV Yayınları İslam ve İhsan İslam’da nasıl selamlaşılır? İslam’da selamlaşma adabı nasıldır? İslam’da selamlaşırken ne denir? İslam’da nasıl selam verilir, nasıl selam alınır? Selamlaşma hakkında hadis-i veren kimse karşısındaki bir tek kişi bile olsa, çoğul zamirle-rini kullanarak “es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun” diye selâm verir. Selâmı alan da “ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullâhi ve berakâtüh” der. “Aleyküm”ün başına atıf vavı getirir. Selâmın bu tarzda verilip alınması müstehaptır. SELAMLAŞMA İLE İLGİLİ HADİSLER Selam Nasıl Verilir? İmrân İbni Husayn radıyallahu anhümâ şöyle dedi Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam geldi ve – es-Selâmü aleyküm, dedi. onun selâmına aynı şekilde karşılık verdikten sonra adam oturdu. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem – “On sevap kazandı” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da – es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. – “Yirmi sevap kazandı” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve – es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. o kişiye de selâmının aynıyla karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz – “Otuz sevap kazandı” buyurdular. Ebû Dâvûd, Edeb 132; Tirmizî, İsti’zân 2 Hadisi Nasıl Anlamalıyız? İmrân’ın bu rivayeti, Peygamber Efendimiz’in huzurunda gerçekleşen selâm verme ve alma şekilleri ile bunların fazilet açısından kıymetlerini ortaya koymaktadır. Bilinmesi gereken ilk husus, Hz. Peygamber’in, gelen kişilerin verdiği selâmların her birinin doğru, geçerli ve câiz olduğunu tasdik ettiğidir. Ancak, bu selâmlar, fazilet açısından birbirinden farklıdır. Daha önce de belirtildiği gibi selâmın en kısa olanı “es-selâmü aleyküm” demektir. Bu şekilde selâm verene Allah katında on sevap yazılır. Bunun üzerine ilâve edilen her selâm lafzı için on sevap ilâve edilir. Peygamberimiz, kendisine nasıl selâm verilmişse öyle mukabelede bulunmuştur. Yani “es-selâmü aleyküm” diyene “ve aleykümü’s-selâm” şeklinde karşılık vermiş, bunun üzerine artırana kendisi de aynı şekilde artırmışlardır. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Bir meclise girilince orada bulunanlara selâm vermek gerekir. 2. Selâmın en kısası “es-Selâmü aleyküm” sözüdür. 3. Selâm veren kimse, Allah katında on sevap kazanır. Selâmda artırdığı her lafız, sevabın da artmasına vesile olur. Meleklere Nasıl Selam Verilir? Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana – “Şu zât Cibrîl aleyhi’s-selâm’dır; sana selâm ediyor” buyurdu. Ben de – Ve aleyhi’s-selâm ve rahmetullâhi ve berekâtüh, dedim. Buhârî, Bed’ü’l-halk 6; İsti’zân 16; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 90-91 Bu hadis, Buhârî ve Müslim’in bir kısım rivayetlerinde buradaki şekilde “ve berekâtüh” ziyadesiyle, bazı rivayetlerde ise “ve berekâtüh” olmaksızın nakledilmiştir. Kaide olarak, güvenilir râvilerin ziyadesi makbuldür. Hadisi Nasıl Anlamalıyız? Buhârî’nin yukarıda anılan her iki rivayetinden sonra, Resûl-i Ekrem’e “Elbette bizim görmediğimizi sen görüyorsun” dediği nakledilir. Bilindiği gibi Cebrâil aleyhi’s-selâm vahiy meleğidir. Melekler, yaratılışları gereği sadece Allah’tan aldıkları emirleri tebliğ eder ve vazifelerini eksiksiz yerine getirirler. Meleğin selâm etmesi, onun Allah katındaki değerini ve faziletini de ortaya koymaktadır. Meleğin verdiği selâmın en faziletli sayılan şekliyle olacağını bilen ona tam bir selâmla mukabelede bulunmuştur. Bu davranışıyla, “Bir selâm ile selâmlandığınız zaman siz de ondan daha güzeliyle selâm verin veya verilen selâmı aynen iade edin” Nisâ sûresi , 86 âyetinin gereğini de yerine getirmiştir. İslâm âlimleri bu hadisten hareketle, gâibin, yani görünmeyen veya uzakta olan bir kimsenin bir başkasına selâm göndermesinin câiz olduğu, kendisine selâm gönderilenin de almasının farz olduğu kanaatine varmışlardır. Ayrıca, bir erkeğin bir kadına selâm vermesi konusu da bu vesileyle tartışılmış, fitneden emin olunulan hallerde bunun câiz olacağı hükmü benimsenmiştir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Melekler insanlara selâm verebilirler. Ancak insanlar onların selâmlarını duyma imkânına sahip değildir. İnsanlar da meleklere selâm verirler; namazların sonunda verdiğimiz selâmın meleklere bir selâm niteliğinde olduğu ifade edilir. 2. Uzakta bulunan bir kimsenin bir vasıta ile başka birine selâm göndermesi câizdir. Bu selâma karşılık vermek ise, aynen karşımızda bulunan biri imişçesine farzdır. 3. meleğin kendisine selâm vermesi itibariyle Allah katında da faziletlidir. Peygamberimiz Neden Bazı Sözlerini Üç Defa Tekrarlardı? Enes radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir söz söylediği zaman, onunla ne kasdettiğinin iyice anlaşılması için sözünü üç defa tekrarlardı. Bir topluluğun yanına geldiğinde onlara üç defa selâm verirdi. Buhârî, İlm 30; İsti’zân 13. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 28 Hadisi Nasıl Anlamalıyız? Peygamber Efendimiz’in uzun yıllar hizmetinde bulunan Enes, onu çeşitli yönleriyle en iyi tanıyan ve tanıtan sahâbîlerden biridir. Onun, Efendimiz’in konuşmasıyla ilgili bu açıklaması, şüphesiz ki Resûl-i Ekrem’in bütün konuşmalarını kapsamamaktadır. Öyle olsaydı, onun bütün konuşmalarını üçer defa tekrarlaması gerekirdi. Oysa böyle bir durumun söz konusu olmadığı açıktır. Peygamberimiz, konuşmaları veya sözlerinin bazısını önemine binâen, bazısını anlaşılması zor olan konuları kapsadığından dolayı, bazılarını da yanlış anlamaları önleme gayesiyle üç defa takrarlamıştır. Onun bu davranışı, ahlâkının güzelliğinin, insanlara karşı sonsuz şefkat ve merhametinin bir tezâhürüdür. Bu hadis bize bir başka gerçeği de öğretmektedir İnsanların bazısı, bir sözü bir defa dinlemekle anlar, bazısı iki defa dinleme ihtiyacı hisseder, bir grubu da vardır ki onlara bir sözü üç defa tekrarlamak icab eder. Üç defa tekrarlama neticesinde de anlamayanlar, kendilerine daha fazla anlatılsa bile anlamaz ve kavramazlar. Peygamberimiz’in bir cemaate geldiğinde üç defa selâm vermesinin sebebi, o cemaatte bulunanların çokluğu ve kendisinin onlara olan bir ikramıdır. Yoksa bir toplulukta bulunanlardan birinin veya bir kısmının verilen selâmı duyması ve alması, diğerlerinin üzerinden farzın düşmesini sağlar. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Peygamber Efendimiz, maksadının iyice anlaşılması için bazı sözlerini üç defa tekrarlardı. Fakat bütün sözleri için böyle bir durum söz konusu değildir. 2. Sözün anlaşılır şekilde söylenmesi gerekir. Konuşmacı bunun çarelerini aramalıdır. 3. Karşılaşılan topluluk kalabalık olduğu zaman, selâmı bir kereden çok tekrarlamakta bir sakınca yoktur. Uyuyanların Yanında Uyanık Olanlara Selâm Vermenin Âdâbı Mikdâd radıyallahu anh, uzun bir hadisinde şöyle dedi Biz, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in süt hissesini ayırıp kaldırırdık. Resûl-i Ekrem geceleyin gelir, uyuyanı uyandırmayacak, uyanık olanlara işittirecek şekilde selâm verirdi. Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir gece geldi, yine her zamanki gibi selâm verdi. Müslim, Eşribe 174. Ayrıca bk. Tirmizî, İsti’zân 26 Hadisi Nasıl Anlamalıyız? Resûl-i Ekrem Efendimiz, ashâb-ı kirâmın fakirlerinden Mikdâd ve arkadaşlarına birer sağmal koyun vermişti. Onlar, Peygamber Efendimiz ile konuştukları gibi bu koyunları sağıp sütünü içerler, Resûl-i Ekrem’in hissesini de ayırırlardı. Efendimiz, geceleyin gelir ve kendi hissesine düşen sütü içerdi. Bu rivayet, uzun bir hadisin kısa bir bölümüdür. İmam Nevevî, hadisi ihtisar ederek sadece selâm konusuyla ilgili kısmını nakletmeyi tercih etmiştir. Buradan anladığımız şudur Uyumakta olan bir insanın veya insanların yanına gelince, onlara selâm vermek gerekmez. Aralarında uyanık olanlar varsa, uyuyanları rahatsız etmeyecek, sadece uyanık olanlara duyuracak şekilde selâm verilmesi icab eder. İşte Resûl-i Ekrem Efendimizin davranışları bu yönde bize yol göstermiş olmaktadır. Hadisten Öğrendiklerimiz Uyuyanların yanında uyanık olanlara selâm vermenin âdâbı, yüksek sesle bağırmayıp oradakilere işittirecek şekilde selâm vermektir. Kadınlara Selam Verme Esmâ Binti Yezîd radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mescide uğradı. Kadınlardan oluşan bir cemaat orada oturmaktaydı. Hz. Peygamber onlara eliyle işaret ederek selâm verdi. Tirmizî, İsti’zân 9. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 458 Hadisi Nasıl Anlamalıyız? Resûl-i Ekrem Efendimiz zamanında ve ondan sonraki dönemlerde, kadınlar da erkekler gibi camiye gelir, cemaatle namaz kılar, va’z ve nasîhat dinler ve camide yapılan diğer faaliyetlere katılırlardı. Müslümanların yaşadığı çeşitli ülke ve mıntıkalarda sünnete uygun bu âdetin hâlen canlı tutulduğu yerler vardır. Bazı ülke ve topluluklarda ise bu âdet neredeyse terkedilmiş gibidir. Müslümanlar, bir toplumun ve hattâ bütün insanlığın erkek ve kadınlardan oluştuğunu çeşitli vesilelerle birçok defa beyan eden Kur’an’ın bu yöndeki ısrarlı hatırlatmalarını düşünürlerse, bu iki kesim arasında dengeli bir hayatın olması gereğinin farkına varırlar. Günümüzde de üzerinde önemle durulması gereken bir konu olma özelliğini koruyan kadınların eğitimi, ihmâl edilmeyecek kadar ciddiyet arzetmektedir. Peygamber Efendimiz’in sahâbî hanımlara selâm verdiğini bir çok rivayetten öğrenmekteyiz. Burada söz konusu edilen, Peygamber Efendimiz’in eliyle işaret ederek selâm vermesi, sadece el ile selâm verdiğine değil, söz ile birlikte sağ eliyle işaret ederek selâm verdiğine delâlet etmektedir. Bunun sebebi, mescidde onlardan uzakta bulunduğu ve kadınlara selâm verirken, erkeklere verdiği gibi sesini çok yükseltmediği için bir de eliyle işaret ederek onları uyarmak istemesidir. Nitekim, Ebû Dâvûd ve İbni Mâce’de “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizim de içinde olduğumuz kadınlar topluluğuna uğradı ve bizlere selâm verdi” şeklindedir. Ebû Dâvûd, Edeb 137; İbni Mâce, Edeb 14 Daha önce işaret ettiğimiz gibi, sadece işaretle selâm vermek gayri müslimlerin âdetidir. böyle bir selâm şeklini benimsemesi söz konusu olamaz. İslâm âlimlerinden bazıları, kadınlara selâm vermenin Resûl-i Ekrem’e has olduğunu söylemişlerdir. Çünkü onun selâm vermesinde bir fitne söz konusu değildir. Onlara göre Peygamberimiz’den başkasının yabancı kadınlara selâm vermesi mekruhtur. Sadece fitne korkusundan uzak olunan durumlarda ihtiyar kadınlara selâm verilebilir. Ulemanın ekseriyeti ise, fitneden emin olunduğu ve kişi kendi nefsine güvendiği takdirde kadınlara selâm verilebileceği kanaatindedir. Fakat kadınların birbirlerine selâm vermelerinin câiz olduğu İslâm alimlerinin büyük çoğunluğunun görüşüdür. Bu konu, biraz sonra tekrar ele alınacaktır. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Kadınların camiye gelmeleri, orada kendi aralarında toplanmaları, eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunmaları câizdir. 2. Uzakta olan ve sesinin duyulmayacağı kanaatini taşıyan kimsenin söz ile selâm verirken, eli ile de işaret etmesi câizdir. 3. Sadece el işareti ile selâm vermek gayri müslimlerin âdeti olup, mekruhtur. 4. Resûl-i Ekrem’in kadınlara selâm vermesi, onun fitneden korunmuşluğu sebebiyle münakaşa konusu edilemez. 5. Fitneden emin olunduğu ve kişi kendine güvendiği takdirde kadınlara selâm verilebilir. Aksi takdirde selâm vermeyip susmak daha faziletlidir. İlk Selam Vermenin Fazileti Ebû Ümâme radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu “İnsanların Allah katında en makbulü ve O’na en yakın olanı, önce selâm verendir.” Ebû Dâvûd, Edeb 133. Benzer bir rivayet için bk. Tirmizî, İsti’zân 6 Hadisi Nasıl Anlamalıyız? Dinimiz, hayırlı işlerde acele etmeyi ve birbirimizle yarışmayı tavsiye eder. Selâm da bu hayırlardan biridir. Bu sebeple önce davranan daha çok sevap kazanır. Çünkü o Allah’ın adını daha önce anmış, karşıdakine daha önce dua etmiş ve hayırlı bir ameli başlatmanın sevâbını daha önce kazanmıştır. Peygamberimiz, bu tavsiyeleriyle müslümanları birbirlerine selâm vermeye ve birbirleriyle barışık olmaya teşvik etmektedir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Hayırlı işlerde acele etmek gerekir. 2. Selâmı ilk veren kimse Allah katında daha makbul ve Allah’a daha yakın olur. Ölülere Verilen Selam Ebû Cürey el-Hüceymî radıyallahu anh şöyle dedi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e geldim ve – Aleyke’s-selâm yâ Resûlallah! dedim. Peygamber Efendimiz – “Aleyke’s-selâm deme; çünkü aleyke’s-selâm ölülere verilen selâmdır” buyurdu. Ebû Dâvûd, Libâs 24; Tirmizî, İsti’zân 27 Hadisi Nasıl Anlamalıyız? “Aleyke’s-selâm” tarzında selâm veriş, aynı zamanda Câhiliye dönemi âdetlerinden sayılır. Esâsen Câhiliye’nin, yani inkâr ve şirk içinde geçen bir hayatın, ölümle eş anlama geldiği gibi bir inceliği de Resûl-i Ekrem’in bu hadislerinde sezmek mümkündür. Bu tarz selâmı kullananlardan bir grup da şâirlerdir. Şiirlerinde vezin uyumunu sağlamak maksadıyla bunu yaparlar. Fakat umûmî bir prensip olarak, dirilere bu şekilde selâm verilmesi uygun değildir. Hadisten Öğrendiklerimiz 1. Bir kabristana veya bir mezara gelindiğinde selâm verilir. 2. Dirilere verilen selâmla ölülere verileni ayırmak gerekir. 3. Aleyke’s-selâm tarzında verilen selâm ölülere mahsustur. Kaynak Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları İslam ve İhsan

peygamberimize iman etmiş arkadaşlarına ne ad verilir