İslamiyetin doğuşu sırasında Hindistan’da siyasi birlik yoktu. Bu durum bölgenin sık sık istilaya. uğramasından kaynaklanmaktaydı. Bölgede sosyal tabakalaşma vardı “kast sistemi” hakimdi. Hindistanda tabiat kuvvetleri esasına dayalı “veda” dini yaygındı. Arap Yarımadası:
Cahiliye çağında Arap toplumu özgürler, esirler ve mevali olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştı. Özgür olanlar aile topluluğunun veya kabilenin ortak adını taşıyan, aynı haklara sahip kimselerdi. Bunlar birlikte göç eder, savaşlara gider, her konuda ortak ve eşit bir yaşantı sürerlerdi. Esirler, kölelerle cariyelerden
İslamiyetten Önce Arabistan Yarımadası’nda Genel Durum. • Arap Yarımadası en eski zamanlardan beri Uzak-Doğu ve Afrika ülkeleri ile Akdeniz ülkeleri arasındaki ticaret yolu üzerinde köprü görevi yapmıştır. • Ticari faaliyetlerdeki kervanlarda develer kullanılmıştır. • Arabistan Yarımadasının güney bölgesinde
İSLAMİYETİN DOĞUŞU VE YAYILIŞI Hz. Muhammed`in Hayatı ve Peygamberliği Kureyş kabilesinden olan Hz. Muhammed , 571 yılında Mekke`de doğdu. Annesi Amine , babası Abdullah idi. Doğmadan önce babasını , çocuk yaşta annesini kaybetti. Önce dedesi Abdulmuttalip ,sonrada amcası Ebu Talip tarafından
Câhiliye şiiri, Arap yaşantısının bir aynasıdır. Onların âdetleri, gelenekleri, haberleri, edebiyatları, ilimleri, ahlâkları, savaşları ve hayat tecrübeleri hakkında bilgi verir ve bu bilgiyi, diğer nesillere aktarır. -24- Diğer bir ifadeyle şiir, -25- Arapların kültürel bir serveti -26- ve sicil kaydıdır.
Kt4OI. İslamiyetin meydana getirdiği değişimi anlayabilmek için, İslamiyetten önceki dünyanın genel durumunu bilmek gerekir. Bunun için Asya, Avrupa, Afrika kıtalarındaki ve İslam dininin ortaya çıktığı Arabistan bölgesindeki yaşam biçimleri, devlet yapıları ve dinî düşünceler AvrupaAvrupa, Kavimler Göçü’nün etkisiyle büyük karışıklıklar içindeydi. Fransa’da, Vizigotlarla Franklar arasındaki savaşlarda binlerce insan ölmüştü. Ispanya ve Güney Fransa’da taht kavgaları hüküm sürmekteydi. İngiltere’yi Anglo Saksonlar istila etmişti. Bu istilalarda binlerce insan öldürülmüştü. Gotların, Vandalların ve diğer Germen kavimlerin sürekli akınları yüzünden, Avrupa âdeta bir harabe dönemde Macaristan’da devlet kuran Avarlar, Doğu Roma’yla ve barbar kavimlerle mücadele büyük çoğunluğu Hristiyandı. Gözlem ve deneyi reddeden skolastik düşüncenin etkisi ile bilim ve düşünce sınırlandırılmıştı. Kilise farklı anlayışları ortadan kaldırmaya çalışmıştı. Azınlık durumundaki Yahudilere ve farklı inanç sahiplerine ağır baskılar yapılmıştı. Halk, toplumsal sınıflara bölünmüştü. Geniş halk kitleleri kilise ve toprak sahiplerinin baskısı altında Afrika İslamiyetin doğuşu sırasında Afrika’nın siyasi bakımdan önemli olan bölgeleri, Kuzey Afrika ile Habeşistan’ kuzey kısımları Doğu Roma’nın egemenliğindeydi. Doğu Roma-Sasani rekabeti yüzünden Mısır halkı sürekli baskı altında tutulmuştu. Habeşistan’da ise Habeş Krallığı bu ülkede IV. yüzyıldan itibaren yayılmaya başlamış ve İmparator Ezana da 320 yılında Hristiyanlığı kabul etmişti. Hristiyanlık, İmparatorluğun resmî dini olmasına rağmen yerli halkın bir kısmı eski dinleri olan putperestliği AsyaDoğu Roma Kavimler Göçü’nden sonra Roma İmparatorluğu, Doğu ve Batı Roma olmak üzere ikiye ayrılmıştı 395. Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’ yüzyılda Justinianos Döneminde en parlak devrini yaşayan Doğu Roma’nın sınırları, doğuda Kafkaslardan batıda Batı Akdeniz havzasına, kuzeyde Balkanlar’dan güneyde Mısır ve Kuzey Afrika kıyılarına kadar doğuşu sırasında, Doğu Roma’da Herakleios Herakliyus sülalesi iktidardaydı. Doğu Roma İmparatorluğu batıda Avar ve Slavlarla, doğuda ise Sasanilerle mücadele Roma’da halk, sosyal sınıflara ayrılmıştı. Halkın çoğunluğu Kilise ile toprak sahiplerinin etkisi altında Roma, İslamiyetin doğuşu esnasında en güçlü Hristiyan devleti Ön Asya’da, Doğu Roma’dan sonra en güçlü devletti. İslamiyetin doğuşu sırasında Sasaniler, Doğu Roma’yla yaptıkları mücadeleler ve kendi içindeki taht kavgaları sonucu iyice zayıflamıştı. Halk, savaş ve iç karışıklıklar sonucu sıkıntı içerisindeydi. Iran’da esası ateşe tapıcılık olan Zerdüştlük dini Türkler Orta Asya’nın en güçlü devletini kuran Kök Türkler, 582 yılında ikiye bölünmüştü. İslamiyetin doğuşu sırasında Doğu ve Batı Kök Türk devletleri olarak siyasi varlıklarını Araplar arasındaki ilişkiler Cahiliye Dönemi adı verilen İslam öncesi döneme kadar uzanıyordu. Türkler ve Araplar, Sasani ordusunda görev almış ve ipek yolu üzerinde yaptıkları ticari faaliyetlerle birbirleriyle karşılaşmışlardı. Türk-Arap ilişkilerine ait ilk bilgiler, cahiliye şiiri olarak bilinen edebi ürünlerde ve Hz. Muhammed’in bazı sözlerinde arasında çağdaşı olan diğer toplumlardan farklı olarak kölelik anlayışı ve sosyal sınıf farklılığı Türkler, Gök Tanrı dinine inanıyorlardı. Kök Türk hanedanları arasında Budizmi benimseyenler de Hindistan, Asya’nın güneyinde yer alan büyük bir yarımadadır. Bölgede çeşitli ırk, din ve kültürler var olduğundan siyasi birlik sağlanamamış ve güçlü bir devlet kurulamamıştı. Hindistan’da siyasi bir birlik kurulamamasının nedenlerinden biri halkı kesin sınırlarla sosyal sınıflara ayırmış olan kast doğuşu sırasında Hindistan, siyasi olarak Asya kıtası üzerinde etkin bir devlet konumunda değildi. Hindistan’ın en eski inancı, Veda inanışıdır. Bu inanış, tabiata ve tabiat kuvvetlerine tapınma esasına Çin, Güneydoğu Asya’da yer alan büyük bir ülkedir. Eski ve köklü bir medeniyet merkezidir. İslamiyetin doğuşu sırasında Çin’de Sui hanedanı egemen durumdaydı. Çinliler Kök Türklerle sürekli mücadele içindeydiler. Ülke içinde de taht kavgaları Asya’nın doğusunda Büyük Okyanus’ta birçok ada üzerinde kurulmuş olan ülkedir. İslamiyetin doğuşu sırasında siyasi bir etkinliği Arap Yarımadası Asya’nın güneybatısında yer alan Arap Yarımadası’nın en önemli bölgeleri Hicaz, Necid ve Yemen’dir. Yemen tarıma elverişli topraklara sahip bir bölgedir. Necid bölgesi ise hayvancılığa elverişlidir. Mekke, Medine ve Taif şehirlerinin bulunduğu Hicaz, özellikle ticaret yollarının geçtiği önemli bir bölgedir. Arabistan’da İslamiyet öncesinde yıldızlara tapınma putperestlik, Hz. İbrahim’in dini olan Haniflik inanışı ile Hristiyanlık ve Musevilik gibi inançlar da önce Araplar, kabileler hâlinde yaşarlardı. Kabilelerin başında şeyh denilen reisler vardı. Kabileler aynı kökten gelen ailelerden oluşurdu. Ailede erkek söz sahibiydi. Erkeklerde çok eşlilik görülürdü. Kız çocuklarına değer verilmez, kadın miras hakkından öncesi Arap toplumunda, kabileler arası kan davaları yaygındı. Araplarda halk genel olarak köleler ve hürler olmak üzere iki gruba ayrılırdı. Köleler sahipleri tarafından alınır, satılır ve ticaret malı olarak kabul şehirde yaşayanlarına medeni, çölde yaşayanına bedevi denilirdi. Bedeviler daha çok göçebe biçiminde yaşar ve hayvancılıkla uğraşırlardı. Çöl şartlarına dayanıklı olan deve ile koyun, keçi ve at beslenirdi. Medeniler ise tarım ve ticaretle geçinirlerdi. Tarım, vahalarda yapılırdı. En önemli tarım ürünü hurma önce konuşma ve yazı dili olarak Arapça kullanılırdı. Arap alfabesi Nebatlıların kullandığı yazıdan yararlanılarak ticari ve toplumsal hayatın en önemli unsuru, belli zamanlarda Mekke ve çevresinde kurulan panayırlardı. Bu panayırlardan en önemlisi ve en büyüğü Mekke civarında kurulan Ukaz Panayırı’dır. Mekkeliler kervan ticareti ile de uğraşırlardı. Afrika ve Hindistan’dan gelen mallar, kervanlar aracılığı ile Suriye ve Mısır’a taşınırdı. Mekke, Medine ve Taif şehirleri, ticaret sayesinde oldukça zenginleştiler. Ticaretle uğraşanlar, toplumda itibarlı kişiler olarak kabul edilirdi.
Peygamberimiz Hz. Muhammed Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O’nun hayâtını ve insanlık târihinde yaptığı büyük inkılâbı kavrayabilmek için, yaşadığı asırda Arabistan’ın genel durumunun ve Arapların yaşayışlarının, ana hatları ile de olsa, bilinmesinde fayda vardır. 1. Araplar kabileler halinde yaşıyorlardı İslâmiyet’ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına "Şeyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib Medine ve Tâif’ti. Mekke’de Kureyş Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib Medine de Evs ve Hazreç adlı Arap kabîleleri ile Kaynukaoğulları, Nadîroğulları ve Kurayzaoğulları olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diğer kabîleler genellikle göçebe idiler. arasında kan davaları vardı Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında Muharrem, Recep, Zilka’de ve Zilhicce aylarında harbetmezlerdi. Bu aylara "eşhür-i hurum" savaşılması, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar denir. Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke’nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı. gelişmişti ve panayırlar düzenlenirdi Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, iffetsiz kadınlar, şâirler, hatipler, kâhinler ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif’le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe’nin duvarlarına asılırdı. Bu şekilde Kâbe duvarında asılmış olan yedi ünlü kasideye "el-Muallekatü’s-seb’a" Yedi Askı denilmiştir. çoğunluğu putperestti Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva’, Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke’de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu. Arabistan’da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî ateşe tapan ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim’in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan "Hanîf"ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı. İslâmiyetten önce Arap Yarımadasının kuzeyinde Sûriye’de "Nebtî", güneyinde Yemen’de "Himyerî", Irak’ta ise "Süryânî" yazıları kullanılıyordu. Hicaz Arapları Sûriye ve Irak’a ticâret için yaptıkları seyâhatlarda Arapça’yı Nebtî ve Süryânî yazıları ile yazmayı öğrendiler. Daha sonraki asırlarda, Nebtî yazısından "Nesih"; Süryânî yazısından da "Kûfî" denilen yazı sitilleri doğmuştur. Ancak, Araplar arasında okuyup yazma bilenlerin sayısı son derece azdı. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları himâye, cesâret.. gibi bazı iyi hasletleri yanında, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düşkünlüğü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardı. Hele köle ve kadınlara insan değeri vermezlerdi. Kadınlar, ölen kocasından, babasından ve diğer yakınlarından mirâs alamadıkları gibi, kendileri mirâs malları arasında, mirâscılara kalırdı. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. Fuhuş âdeta meslek hâline gelmişti. Bu yüzden bazı kimseler kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek derecede vahşet göstermişlerdi. İslâmiyetin doğuşu sırasında yalnız Araplar ve Arabistan değil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanlığı içindeydi. Maddî ve rûhî sıkıntılar içinde bunalmış olan insanlık, bir mürşit, bir kurtarıcı beklemekteydi. Kur’ân-ı Kerîm "Câhiliyet Devri" denilen bu karanlık dönemi, "İnsanların kendi elleriyle işledikleri kötülükler yüzünden, fesat her tarafı kapladı karada ve denizde yayıldı."ifâdesiyle en vecîz bir şekilde anlatmaktadır.
İslamiyetin doğuşu ve yayılışı, cahiliye dönemi ve sonrası, Hz. Peygamber dönemi, ilk iman edenler, bu dönemde yaşanan olaylar, savaşlar. Dört halife dönemi, İslam dini doğuşu ve yayılışı hakkında bilgilerİslâm Târihi ve İslamiyetin DoğuşuDin olarak İslâmiyet’in Hazret-i Muhammed O’nun tarafından da insanlara bildirilmesi 23 hicri senede tamamlanmıştır. Peygamberimize 610 yılında Mekke’de Hira Dağındaki mağarada gelen ilk vahiyle bildirilen ayet-i kerîmeler, Kur’ân-ı Kerîm’in İkra’Sûresi’nin ilk beş sûrede meâlen; “Ey Muhammed seni yaratan Rabbinin adı ile oku! O, insanı pıhtılaşmış kandan yarattı. Oku, Allah büyük kerem iyilik sâhibidir. O, kalemle öğretir, insana bilmediklerini öğretir.” son nazil olan SureEn son gelen süre de Nasr Sûresi’ sûrede de meâlen; “Allah’ın yardımı ve zafer günü gelip insanların, Allah’ın dînine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et! O’ndan af dile! Çünkü O, tövbeleri dâimâ kabul eder.” ilk ve son gelen âyetler arasında, 23 seneye yakın zamanda bildirilen ve Kur’ân-ı kerîmde mevcut bulunan bütün âyet-i kerîmeler ile İslâmiyet insanlara dünyâ ve âhiret nizâmı olarak bildirilmiş, geçmiş ümmetlerden ve gelecekteki olacaklardan çeşitli bilgiler ve misaller verilerek bütün insanlardan dünyâ hayatlarında İslâmiyet’e tâbi olmaları HutbesiPeygamber efendimizin son haclarında deve üstünde kadar sahabeye hitâben buyurdukları sözler de “Vedâ Hutbesi” ismiyle meşhur olmuştur. Bu hutbe ile de İslâmiyet topluca ve öz şekliyle insanlara son bir kere daha tebliğ edilmiş ve uymaları istenmiştir. Böylece İslâmiyet’in gelmesiyle bütün dinler yürürlükten kalkmış, kıyamete kadar gelecek insanlara Allahü Teâlâ’nın yanında makbul olan yegâne dînin İslâmiyet olduğu dîni Allahü Teâlâ tarafından Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm’a gönderildi. Muhammed Aleyhisselâm peygamberlerin en üstünü ve sonuncusudur. Babası Abdullah’ doğuşuHz. Peygamber, Mîlâdın 571 senesi Nisan ayının yirmisine rastlayan Rebiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke’de doğdu. Doğumundan evvel babasını, altı yaşındayken de annesini beş yaşındayken Hadîce-tül-Kübrâ ile evlendi. Kırk yaşındayken bütün insanlara ve cinlere peygamber olduğu bildirildi. Üç sene sonra herkesi îmâna çağırmaya başladı. Mîlâdî 622 yılında Allahü Teâlâ’nın emri ile Mekke’den Medîne’ye göç etti. Bu yolculuğuna “hicret” denir. İslâm târihinin en büyük hâdiselerinden biri olan hicret, İslâm takviminin başlangıcı olduğu gibi, ilk İslâm devletinin kuruluşunun da Muhammed Aleyhisselâtü vesselam bundan sonra Medîne’de İslâmiyet’i yaymaya devam etti. Mekkeli müşriklerle hicretin ikinci senesinde Bedir, üçüncü senesinde Uhud, beşinci senesinde ise Hendek gazâlarını 8. senesinde Mekke arada Arabistan’daki uzak ve yakın pek çok kabile reisleri ve guruplar gelerek Müslüman oldular. Çeşitli beldelere ilk İslam vâlileri tâyin edildi. Böylece İslâmiyet, Arap Yarımadasının tamâmına yayılmış Efendimiz hicrî 11 M. 632 senesinde Rebiül-evvel ayının on ikinci Pazartesi günü vefât etti. Vefâtında 63 Peygamber SAV’e ilk iman edenler– Hz. Hatice hanımı– Hz. Ebu Bekir arkadaşı– Hz. Ali yeğeni– Hz. Zeyd Bin Haris azatlı kölesi Diğer KonularPeygamber Efendimizin Kronolojik HayatıVeda HutbesiBarış Dini Facebook’ta!
5. Ünite İslam Medeniyetinin Doğuşu 10,180 okunma İçindekiler1 İslamiyet Öncesi Dünyanın Genel Arap Yarımadası Siyasi Durum İslamiyet Öncesi Dünyanın Genel Durumu Arap Yarımadası Siyasi Durum ARABİSTAN Asya’nın güney batısında bulunan büyük bir yarımadadır . Üç yanı dağlarla çevrili, iç kısmı çöllerle kaplıdır . İklimi sıcak ve kuraktır . İslamiyet Öncesi Kuzey Arabistan’da Kurulan Devletler; *Nebatlılar *Tedmürlüler *Gassaniler İslamiyet Öncesi Güney Arabistan’da Kurulan Devletler; *Main *Seba *Himyeri İslamiyet Öncesi Hicaz Mekke – Medine Bölgesi Siyasi birliği mevcut olmayan Arabistan’da kabile yaşantısı hakimdir . Mekke İslam öncesi Kabe= Beyt’ ullah Allah’ın evi mukaddes sayılırdı . Arabistan’ın en mühim yerleşim ve ticaret merkezi Mekke’dir. Mekke’de ” Dar’ ün Nedve ” olarak bilinen bir danışma heyeti idaresi konusunda hükümler alırdı. Egemen kabile Kureyş idi . Kabe’nin durumundan Kureyş sorumlu idi . Medine Halkı genellikle Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşurdu . Tarıma elverişliydi . Hıristiyan – Yahudi rekabeti ve çatışması vardı . Tavsiye Konular Emeviler Döneminin Özellikleri Emeviler döneminin özelliklerini maddeler halide özetlediğimiz yazımızda halifeliğin saltanata dönüşmesi, soy dayanışması dış iç politikaları hakkında bilgi bulunmaktadır.
Dünya tarihi Hristiyanlık, Musevilik gibi dinlere ev sahipliği yapmıştır. İslamiyet bahsettiğimiz dinlerin sonuncusu olan ve sadece inandıkları değerler ve inançlar için başlangıçta savaşan fakat her zaman uzlaşmacı olan bir dindir. İslamiyet’in doğduğu yer, doğusunda Basra körfezi batısında Kızıl Deniz güneyinde Umman Denizi kuzeyinde ise Suriye ve Filistin çölleri ile kaplı olan Arap Yarım adasıdır. İslamiyet’in doğuşu sıralarında Orta Doğudaki en büyük devlet Bizans İmparatorluğuydu ve Bizans’tan sonra bölgenin en güçlü devleti Sasanilerdi. Arap topraklarında insanların putlara taptığı ve kız çocuklarının diri diri gömüldüğü İslamiyet’ten önceki döneme cahiliye dönemi denmektedir. Cahiliye döneminde Arabistan’ın en önemli bölgesi olan Hicazda kabileler tarafından yönetilen şehir devletleri kurulmuş ve dinsel bir mekân olan Kabe’de büyük putlarla doldurulmuştu. Sürekli savaş halinde olan Araplar haram ayı denen aylarda savaşmazlardı, kurdukları panayırlarda eğlenceler, yarışmalar düzenler, ticaret yaparlardı. Arap yarım adasında yaşayan halk bedevi ve medeni olmak üzere ikiye ayrılırdı. Bedeviler, çöllerde çadır kurarak yaşayan göçebe halktı. Medeniler ise şehirlerde yaşayan tarım ve hayvancılıkla uğraşan kesimdi. Bu dönem; çıkar çatışmalarının, adaletsizliğin, adam öldürmenin ve tabi birçok haramın meşru sayıldığı bir dönemdi. Çünkü kadınlar bir mal gibi alınıp satılır, kız çocuklarına kıymet verilmez ve köle gibi kullanılır ezilirdi. İslamiyet'in Doğuşu Hz. Muhammed, 571 yılında Mekke’de doğdu. Babası Abdullah annesi Amine Hatundur. Ahlakı ve güvenirliğinden dolayı kendisine Muhammed-ül Emin güvenilir kişi denilirdi. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybettiği için önce dedesi Abdul-Muttalib’in sonrada amcası Ebu-Talibin yanında yetişmiştir. Gençliğinde çobanlık yapmış, ticaretle uğraşmış ve yirmi beş yaşına geldiğinde ticari işlerini yürüttüğü Hz. Hatice ile evlenmiştir. Hz. Muhammed Mekkelilerin yaşam biçimlerini beğenmemiş yapılan haksızlıklara, içki içmeye, putlara tapmaya karşı çıkmıştır. Bu nedenle sık sık Mekke yakınlarındaki Hira mağarasına gitmiştir. Kırk yaşına geldiğinde Hira mağarasında vahiy meleği olan Cebrail meleği tarafından kendine ilk vahiy indirilmiştir. Bu vahiy oku yaradan Rabbinin adıyla oku’ idir ve kendisine inen bu vahiyle peygamber olmuştur. 610 Hz. Muhammed Allah’ın kulu ve elçisi olduğunu ilk olarak eşi Hz. Hatice’ye söylemiş ve onu hak dinine davet etmiştir. Daha sonra amcasının oğlu Hz. Ali’yi, azadlısı Zeyd’i ve yakın arkadaşı Hz. Ebubekir’i İslamiyet’e davet etmiştir. Bu kişiler bilinen ilk Müslümanlardır. Hz. Muhammed eşitliği ve hoşgörüyü savunan İslamiyet’i gizlice yaymaya çalışınca Mekke’nin ileri gelenlerinden tepki görmüş ve İslam dinini daha çabuk yaymak için Medine’ye Hicret 622 etmiştir. Müslümanların Medine’ye Hicreti ile İslam devletinin temelleri atılmış ve Müslüman’lar Mekkelilerin baskılarından kurtularak dinlerini serbestçe yaşayabilmek için sakin bir ortama kavuşmuşlardır. Hicretle birlikte İslamiyet’in yayılışı hızlanmış ve bu olay hicri takvimin de başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Hicretten sonra Müslümanlarla Mekkeliler arasında bazı savaşlar olmuştur. Bu savaşların en önemlileri Bedir, Uhut ve bir savunma savaşı olan Hendek savaşıdır. Bedir Savaşı 624 Müslümanların ilk zaferidir. Hz Muhammed’in otoritesi ve güvenirliği daha da artmıştır. Uhut Savaşı 625 Bedir savaşının intikamını almak isteyen Mekkeliler, Müslümanlara saldırmış ve Müslümanları yenmişlerdir. Mekkeliler kazanmalarına rağmen bu savaştan bir sonuç alamamışlardır. Hendek Savaşı 627 Müslümanlara kesin darbeyi indirmek için Mekkeli putperestler büyük bir kuvvetle Medine’ye saldırmışlardır. Müslümanların savunma amacıyla şehrin önüne hendekler kazmışlardır. Hendek savaşı ismini bu hendeklerden almıştır. Mekkeliler savaşı kaybetmiş ve Müslümanların varlığını tamamen tanımışlardır. Bu savaşlardan bir yıl sonra 628 yılında Müslümanlar ve Mekkeli putperestler arasında tarafların savaşmamaları için bir Hudeybiye Barış Antlaşması’ imzalanmıştır. İmzalanan bu barış antlaşmasıyla Mekkeliler Müslüman’larla barış imzalayarak onların varlığını resmen tanımışlardır. Fakat Hudeybiye barışının Mekkeliler tarafından ihlal edilmesi üzerine Müslümanlar 630 yılında Mekke üzerine yürümüş ve şehri fethederek Kâbe’yi putlardan temizlemişlerdir. İslam âlemi Hz. Muhammed’in 632 yılında vefatından sonra Dört Halife Dönemine girmiştir. Dört Halife Dönemi 632-661 Dört Halife Dönemi 632-661 Hz Muhammed’in vefatından sonra İslam dünyasını yönetmek için seçilen haleflerdir. 1- Hz. EBUBEKİR 2- Hz. ÖMER 3- Hz. OSMAN 4- Hz. ALİ Dört halife dönemine genel olarak göz atacak olursak Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ona en yakın kişilerden biri Hz. Ebubekir’di. Sahabe tarafından seçilerek Birinci halife olan Hz. Ebubekir Peygamber Efendimizin ölümünden sonra çıkan yalancı peygamberlerle savaşmış ve bu savaşlarda Kuran’ı ezbere bilenlerin şehit düşmeleri nedeniyle ayetleri toplayarak Kuran’ı bir kitap haline getirmiştir. İkinci halife seçilen Hz. Ömer dönemine bakacak olursak ülke yönetimini bölümlere ayırmış, düzenli bir İslam ordusu kurmuş ve ilk defa adli yargıyı oluşturarak illere kadılar tayin etmiştir ve günlük yaşam dâhil ticaretin gelişmesi için hicri takvimi yürürlüğe koymuştur Üçüncü halife olan Hz. Osman döneminde Türklerinde yardımıyla bir donanma kurulmuş ve kuranın nüshaları çoğaltılmıştır. Dördüncü ve son halife olan Hz. Ali döneminde ilk siyasi bölünmeyi yaşayan İslam âlemi ayrıca Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasında yavaş davrandığı iddia edilen Hz Ali ile Hz Ayşe arasında Cemel olayı deve vakası patlak vermiştir. Muaviye ile yapılan Sıffin savaşından sonra ise hakem onayına başvurulmuş ve İslam âlemi Şii, Emevi, Harici olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Hz Ali’nin hariciler tarafından öldürülmesiyle Dört Halife Devri son bulmuştur. Emeviler Dönemi Dört halife döneminden sonra Hz. Alinin oğullarından Hz. Hüseyin Muaviye tarafından katledilince diğer oğlu Hz. Hasan daha fazla kan dökülmemesi için halifelikten vazgeçmiştir. Muaviye iktidarında halifeliği babadan oğla saltanat haline dönüştüren Emeviler’in devri başlamıştır. Emeviler zamanında Müslüman Araplar Suriye ve İran’ı hâkimiyetleri altına alarak Seyhan ve Ceyhan nehirleri arasında kalan Mavera-ünnehir’ bölgesine ulaşmışlardır. Fakat bu bölgede Türkler bulundukları için Araplarla Türkler ilk defa karşılaşmışlardır. Emeviler bölgede İslamiyet’i yaymaktan çok yeni fetihler yapmak için uğraşmışlardır. İktidar Arap olmayan insanlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmışlardır. Bu sebepten dolayı Arap olmayan Müslümanlara devlet ve ordu yönetiminde hiç mevki verilmemiştir. Emeviler döneminde batıda Kuzey Afrika’nın fethi tamamlanmış, Cebelitarık Boğazından Avrupa’ya geçen İslam orduları İspanya’yı fethetmiştir. Doğuda horasan ve Mavera-ünnehir bölgesi ile Türkistan ve Pakistan ele geçirilmiştir. İstanbul ilk defa kuşatılmıştır. Emeviler yaptıkları Arap milliyetçiliğiyle Arapçayı resmi dil ilan etmişler, Emevi devleti yıkıldıktan sonra Hz Muhammed’in amcası Abbas’ın soyundan gelenler İslam ülkesinin hâkimiyetini devralmışlardır. Abbasiler Dönemi 750-1258 Abbasiler, halkın da desteğini de alarak bir ayaklanma sonucunda Emevilerin tahtını ele geçirmişlerdir. Devletin kurucusu Ebu Abbas’dır. Türklerin İslamiyet ile ilk tanışması Emeviler döneminde başlamış ancak Emevilerin ırkçı yaklaşımından sonra Abbasilerin ılımlı ve hoşgörülü yaklaşımıyla Türkler İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Abbasiler 751 Talas Savaşında Türklerden yardım almış ve Çin ordusunu bozguna uğratmıştır. Bu savaştan sonra birbirlerine iyice yakınlaşan Türkler ve Müslümanlar kaynaşmışlardır. Abbasi’lerin en parlak dönemi Harun Reşit zamanında yaşanmış ve Bin bir gece masallarına konu olan bir saltanat sürmüştür. Abbasi hükümdarı Memun zamanında bilim ve felsefeye çok önem verilmiştir. Harezmî cebir alanında eser yazmış ve Bağdat’ta gök cisimlerini incelemek için gözlemevi kurulmuştur. Bir derecelik meridyen yayının uzunluğu hesaplanarak dünyanın yuvarlak olduğu kanıtlanıp hacmi ölçülmüştür. Mutasım zamanında Abbasilere katılan Türk boylarının savaşçı özelliklerini yitirmemeleri için bir ordu kurulmuş ayrıca avasım denen uç şehirlerde de Türkler görev almış böylece Anadolu’ya yapılan fetihlerde Türkler de görev almıştır. Karahanlılar Karluk, yağma ve Çiğil boyları tarafından kurulan ilk Türk-İslam devletidir. Bilge Kül Kadir Han tarafından batı Türkistan’da kurulmuştur. Başlangıçta Türk devleti özelliği gösteren Karahanlılar Saltuk Buğra Han zamanında İslamiyet’i kabul etmiştir ve Saltuk Buğra Han Abdülkerim’ adını almıştır. Karahanlı devletinin en parlak dönemi Yusuf Kadir Han zamanında yaşanmıştır. Ölümünden sonra oğulları arasında çıkan taht kavgaları sonucu devlet Doğu ve Batı olmak üzere ikiye bölünmüştür. Karahanlılar İslamiyet’i kabul etmelerine rağmen askeri özelliklerini ve Türklüklerini unutmamışlar ayrıca resmi dilleri olan Türkçe’yi kullanmış ve daha da geliştirmişlerdir. Karahanlılar aynı zamanda bir ilki gerçekleştirerek ipek yolu üzerindeki tüccarların konaklamaları için kervansaraylar yaptırmışlardır. Bu dönemde pek çok kültürel eser yazılmıştır. İlginizi çekebilecek diğer olaylar En Yeniler geri ileri 1. Listedesiniz geri ileri Biyografiler Friedrich Nietzsche CV BİYOGRAFİ Alexander Graham Bell CV BİYOGRAFİ Cengiz Han CV BİYOGRAFİ Galileo Galilei CV BİYOGRAFİ Barış Manço CV BİYOGRAFİ Abraham Lincoln CV BİYOGRAFİ Albert Einstein CV BİYOGRAFİ İbni Sina CV BİYOGRAFİ Heinrich Himmler CV BİYOGRAFİ Platon CV BİYOGRAFİ Van Gogh CV BİYOGRAFİ Joseph Goebbels CV BİYOGRAFİ Osho CV BİYOGRAFİ Piri Reis CV BİYOGRAFİ II. Abdülhamid CV BİYOGRAFİ
islamiyetin doğuşu sırasında arap yarımadasının genel durumu